Connect with us

Faruk Bangir

MAKBULE HANIM VE ATATÜRK…


Yetişme tarzları ve karakterlerinin farklılığından ötürü Makbule Hanım ile Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya görüşleri çok ayrıydı. Mustafa Kemal Paşa çocukluktan itibaren iyi okullarda iyi bir eğitim almıştı. Makbule Hanım ise sadece özel dersle okuma yazmayı öğrenmişti. Buna rağmen Atatürk her zaman kız kardeşine saygılı davranmış; Makbule Hanım’ın da dediği gibi, yalnızken ve sağlığı bozukken bile her zaman onu ayakta karşılamıştı.

 

Makbule Atadan, 1885 yılında Selanik’te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım’ın soyu Osmanlı’nın fetih dönemlerinde Balkanların Türkleştirilmesi için bölgeye yerleştirilmiş olan “Konyarlar” diye anılan ve Konya Karaman’dan Rumeli’ye gelen Yörüklerdendir. Babası Ali Rıza Efendi de aynı şekilde Aydın Söke’den Selanik’e göç etmiş Hafız Ahmet Efendi ve Ayşe Hanım’ın oğluydu ve Manastır ilinin Debre-i bâlâ sancağına bağlı Kocacık nahiyesinde doğmuştu.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’TEN 4 YAŞ KÜÇÜK…
Fatma, Ahmet ve Ömer adlı kardeşleri ufak yaşlarda ölen Makbule’den 4 yıl önce doğan Mustafa, ileride ülkeyi işgalden kurtaracak, Cumhuriyeti ve çağdaş Türkiye inşa edecek Mustafa Kemal’di. Makbule’den 4 yıl sonra doğan küçük kardeşi Naciye ise 12 yaşında hayatını kaybedince, kardeşlerden sadece Mustafa ile Makbule hayatta kalmıştı.

BABALARI ÖLÜNCE, DAYILARI HÜSEYİN BEY YARDIM ETTİ
Makbule Hanım’ın sonradan anlattığına göre, babası Ali Rıza Efendi, “İşlerinin kötü gitmesinden” çok etkilenmiş ve bağırsak veremine tutularak 3 yıl hastalık çektikten sonra hayatını kaybetmişti. Babalarının ölümünün ardından ekonomik sıkıntı çektiklerinde onlara Zübeyde Hanım’ın (babaları aynı anneleri ayrı) erkek kardeşi olan dayıları Hüseyin Bey yardım etmişti. Hüseyin Bey, Selânik’e gelerek Zübeyde Hanım ile evlatları Mustafa, Makbule ve Naciye’yi dadılarıyla birlikte “Rapla” Çiftliği’ne götürmüştü. Mustafa Kemal, bu çiftlikte kız kardeşi Makbule’yle paylaştığı kır yaşamını özlemle anmıştı.

EN KÜÇÜK KARDEŞLERİ NACİYE ÖLÜNCE İKİSİ KALDI…
Mustafa’nın okullardan yana sorun yaşaması üzerine Zübeyde Hanım ve üvey kardeşi Hüseyin Bey, Selânik’te kirada bulunan evlerden birini boşalttırarak oraya taşınmıştı. Makbule, ağabeyi, kardeşi ve annesiyle burada yaşamaya başlamıştı. Ancak Selanik’te ahşap evde geçen çocukluk günleri, en küçük kardeş Naciye’nin ölümüyle eski neşeli havasından uzaklaşmıştı. Bu durum Mustafa ve Makbule’nin birbirine daha sıkı bağlanmasına neden olmuştu. Bu bağlılık Atatürk’ün hastalığı sırasında da kendini gösterecek ve Makbule Hanım ağabeyi ölene kadar yanından ayrılmayacaktı.

Makbule Hanım, annesi Zübeyde Hanım ve ağabeyi Mustafa Kemal Atatürk

BALKAN SAVAŞILARI’NDA ZÜBEYDE HANIM VE KIZI İSTANBUL’A GELDİ…
Genç yaşta dul kalan Zübeyde Hanım’ın Selanik’te, Girit’ten Selanik’e göç eden ve tütün tekelini elinde bulunduran Reji dairesinde kolculuk yapan, 2 kız ve 2 erkek evladı sahibi Ragıp Beyle evlenmesi, evlerinde farklılıkların ortaya çıkmasına neden oldu. Mustafa bu evlilikten oldukça rahatsızken, Makbule ortama uyum sağlamıştı. Makbule ağabeyi ile Harp Okulu yılları ve sonrasında tayinler sebebiyle kısa aralıklarla görüşebilmişti. 1912 ve 1913 yıllarında patlak veren Balkan Savaşları sırasında Selanik şehrinin Yunanistan’a geçmesi üzerine birçok Selanikli gibi Makbule Hanım da annesi Zübeyde Hanım’la birlikte İstanbul’a gelmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal, önce Makbule Hanım ile annesini kiraladığı bir odaya yerleştirmiş ardından da Beşiktaş Akaretler’deki 76 numaralı eve taşınmışlardı.

MAKBULE HANIM VE ANNESİNE “ANAFARTALAR KAHRAMANI” GURURU…
Bu süreçte Mustafa Kemal önce Gelibolu’da görevlendirildiğinden, sonra da 28 Ekim 1913’te Sofya Ataşemiliterliğine gittiğinden ailesiyle ayrılığı devam etmişti. 10 Aralık 1915’te kısa bir süreliğine geldiği İstanbul’da ailesiyle görüşmüştü. Mustafa Kemal’in “Anafartalar kahramanı” olarak anılmaya başlandığı yıllarda Makbule Hanım da annesiyle bu gururu İstanbul’da yaşamıştı. Aynı gururu Mustafa Kemal, “Paşa” olduğunda da yaşamışlardı. Mustafa Kemal Paşa, Kafkas cephesine bağlı Diyarbakır’a atanmış, daha sonra da Halep’teki 7’nci Ordu’ya geçirilmişti. Bu arada yaşadığı hastalık sürecinde kaygılanan annesi Zübeyde Hanım bir süreliğine Halep’e gelip Paşa’yı görmüştü. Ailenin Mustafa Kemal’le görüşmeleri kısa süreli birliktelikler ve uzun ayrılıklar şeklinde gerçekleşmişti.

1918’DE İSTANBUL’DA BULUŞTULAR AMA…
13 Kasım 1918’de Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a gelişi Makbule Hanım ve Zübeyde Hanım’a kavuşması anlamına gelmekle birlikte yapacağı görüşmeler sebebiyle İstanbul’da ailesinden ayrı kalmıştı.

Mustafa Kemal Paşa daha sonra Makbule Hanım ve annesi ile birlikte Akaretler’deki eve geçmiş, 15 gün sonra da Şişli Halaskârgazi Caddesi’ndeki bugün müze olan eve yerleşmişti. Şişli’deki bu evin iç döşemesi Makbule Hanımın tercihleri doğrultusunda yapılmıştı. Makbule Hanım’ın anlatımlarına göre ağabeyi Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkmadan önceki son gecesini şöyle geçmişti: O gecenin gündüzü Mustafa Kemal Paşa, Makbule’ye, akşam annesinin yatağının önüne yer sofrası hazırlamasını ve onlarla konuşacağını söylediğinde Makbule Hanım çok üzülmüş ve tehlikeli bir şeyler olduğunu da fark etmişti. Akşam Zübeyde Hanım’ın karyolasının karşısına yer sofrası hazırladı. Minderleri, yastıkları yerleştirdi. Mustafa Kemal, gelip Zübeyde Hanım ve Makbule Hanım’ın karşısına geçerek önemli bir görev için gideceğini, kafasının rahat olması için de kendilerine iyi bakmalarını, sokağa dahi gerektikçe çıkmamalarını öğütledi. Zübeyde Hanım bu kaygı ile bayılmıştı. Doktor Rasim Talay sayesinde kendine gelen annesi ve Makbule Hanım ile o gece sabaha kadar uyumamışlardı… Makbule Hanım ve annesi, Paşanın bu gidişinden çok endişe etmişti, çünkü nereye gittiğini bilmiyorlardı. Mustafa Kemal Paşa veda ederek, limanda kendisini bekleyen Bandırma Vapuru’na gitmişti.

19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a gelerek kurtuluş mücadelesini başlatan Mustafa Kemal Atatürk, annesi Zübeyde Hanım ve kız kardeşi Makbule Hanım’a telgrafla “Samsun’a çıktım, Sıhhatteyim. Merak etmeyin.” mesajını iletti. 

“SAMSUN’A ÇIKTIM. SIHHATTEYİM. MERAK ETMEYİN”
Zübeyde Hanım ardından kızı Makbule Hanım’ı, “Sen asker kardeşisin. Ayıp ağlanır mı hiç askerin ardından! Üzüntünü kimseye belli etme. Misafirlere şerbet ez. Memleketi için giden insan ölse bile ardından ağlanmaz” diyerek sakinleştirmişti. Nitekim üç gün sonra “Samsun’a çıktım, Sıhhatteyim. Merak etmeyin. Mustafa Kemal” telgrafı aileyi rahatlatmıştı.

AKARETLER’DEKİ EV İTALYAN VE İNGİLİZ BASKINLARI…
İlerleyen günlerde Mustafa Kemal’in dediği olmuş, evlerine baskınla arama yapılmıştı. Makbule Hanım eve girme haklarının olmadığını belirtmişti ki “Mustafa Kemal’in arkadaşları” bildiği kişilerin yardımıyla bu durumdan kurtulmuşlardı. Aynı şekilde Beşiktaş’ta, Akaretler’deki evlerini bu defa Mustafa Kemal Paşa varken İtalyan devriyeleri basmış, Mustafa Kemal Paşa’nın diretmesiyle geri çekilmişlerdi. Yine annesi Zübeyde Hanım ve Makbule Hanım kaygı içinde, ağlayarak kötü zamanlar geçirmişlerdi. Bir başka gün de İngiliz askerleri gelmiş, evi didik didik arayıp gitmişlerdi. Bu baskınlar iki kadının üzerinde de derin travma yaratmıştı.

1922’DE İZMİT’TE HASRET GİDERDİLER…
Milli Mücadele devam ederken sağlığı daha da bozulan ve kısmi felç geçiren Zübeyde Hanım’ı Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya yanına aldırtmayı düşünmüştü. Nihayet planını yapmış ve kendisi de Türk dostu olan Fransız Claude Farrere ile görüşmek için gittiği İzmit’e 8 Haziran 1922 günü annesi ve Makbule Hanımı da getirtmişti. Aile buluşmuş ve hasret gidermişti. Mustafa Kemal Paşa annesi Zübeyde Hanım’ı Ankara’ya götürürken artık evli ir kadın olan Makbule Hanım ise İstanbul’a gitmişti. Makbule Hanım bu ayrılığa dayanamadığı için eşi Mustafa Mecdi tarafından Ankara’ya getirilmiş ve aile yeniden buluşmuştu. Makbule Hanım’ın, Selanik’te daha önce bir evlilik yaparak ayrıldığı da anlatılmaktadır. Mustafa Mecdi Bey ile evliliği ise Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığı süreçtedir.

KANUN SONRASI BOYSAN SOYADINI ALDI…
Mustafa Mecdi Bey, başlangıçta asker olmasına rağmen sonradan askerlikten ayrılmış ve kendini tamamen ticarete vermişti. Mustafa Kemal Paşa Ankara’ya geçtikten sonra iş için sürekli Anadolu’ya gezen Mustafa Mecdi, aynı zamanda Ankara’ya da uğrayarak annesi ve kız kardeşi Makbule Hanım’dan Mustafa Kemal Paşa’yı haberdar ediyordu. Mustafa Mecdi, Cumhuriyet sonrasında 5’inci Dönem Edirne Milletvekilliği yapmış ve İş Bankası yönetiminde de bulunmuştu. Mustafa Mecdi Bey, Soyadı Kanunu sonrası Boysan soyadını almış, dolayısıyla Makbule Hanım da Boysan soyadını taşımaya başlamıştı.


1935 SONRASI ÇANKAYA’DA AĞABEYİNİN YANINDA YAŞADI
Bu evliliğin sıkıntılı olduğu haberleri daha 1934’te Ankara’da yayılmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın hastalığı nedeniyle Makbule Hanım ağabeyine daha da yaklaşmıştı. Özellikle 1935 sonrası çoğunlukla Çankaya’da ağabeyinin yanında yaşamaya başlamıştı. Bundan dolayı Makbule Hanım’a Çankaya’da köşkün bahçe tarafında camlı bir köşk de yaptırılmıştı. Makbule Hanım; Atatürk’ün son döneminde gezilerine de katılmış hatta Çankaya’daki bazı önemli yemeklerde sofrada bulunmuştu. O kadar ki Çankaya nöbet defterinde ondan “Büyük Bayan” olarak söz edilmekteydi.

ATATÜRK KENDİSİNE HER ZAMAN SAYGILI DAVRANDI
Yetişme tarzları ve karakterlerinin farklılığından ötürü Makbule Hanım ile Mustafa Kemal Atatürk’ün dünya görüşleri çok ayrıydı. Mustafa Kemal Paşa çocukluktan itibaren iyi okullarda iyi bir eğitim almıştı. Makbule Hanım ise sadece özel dersle okuma yazmayı öğrenmişti. Buna rağmen Atatürk her zaman kız kardeşine saygılı davranmış; Makbule Hanım’ın da dediği gibi, yalnızken ve sağlığı bozukken bile her zaman onu ayakta karşılamıştı. Makbule Hanım bunu “Atatürk, ben geliyorum, başka kimse yok. Niçin rahatsız oluyorsun? Senin gelmen kâfi değil mi kardeşim? Seni karşılıyorum. O gün de yine beni ayakta karşıladı” şeklinde anlatmıştı.

“HEMŞİREM DE FIRKANIZDA YER ALACAKTIR”
Makbule Hanım, yeni muhalefet partisi denemesi olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nda da Atatürk’ün isteği üzerine bulunmuştu. Daha önce yapılan Terakkiperver Fırka denemesinin, devrimlerin yapılmaya başladığı dönemde sıkıntıyla sonuçlanması ve ekonomik kriz nedeniyle yeni bir demokrasi çabası amaçlanmıştı. Bu konuda yakın arkadaşı Fethi Okyar, Ağaoğlu Ahmet Bey ile Yalova’da konuşulurken yanlarında Makbule Hanım da bulunmaktaydı. Serbest Cumhuriyet Fırka’nın kurulmasına karar verildiğinde de Mustafa Kemal Atatürk, Makbule Hanım’ı göstererek, “Hemşirem de sizin fırkanızda yer alacaktır” dediğinde, Makbule Hanım ağabeyine karşı gelmemişti. Böylece Serbest Fırka resmen kurulmuş ve kurucuları arasında Atatürk’ün en yakın arkadaşı ve akrabası Nuri Conker ile kız kardeşi Makbule Hanım da yer almıştı.

“HER ŞEYİMİZ, BİZE BUNLARI VEREN MİLLETİN OLACAKTIR”
Mustafa Kemal Paşa; sağlığını kaybettiği zamanlarda çok önceden avukatıyla görüşmüş ve mirasının sadece kardeşi Makbule Hanım’a kalacağını öğrenince buna karşı çıkmış ve TBMM’nin 1933’te kabul ettiği 2307 sayılı yasa ile Medeni Kanun gereği Makbule Hanım’a düşecek payı ortadan kaldırmıştı. Milletin verdiği her şeyi millete gitmesini istemişti. Makbule Hanım da bunu “Bir gün Atatürk bana şöyle söylemişti:
– “Ne senin ve ne benim paramız olacak. Her şeyimiz, yalnız ve yalnız, bize bunları veren milletin olacaktır!” diye anlatmıştı.

Atatürk, Başbakan İsmet İnönü ile de bu konuyu görüşmüş ve 11 Haziran 1937’de de taşınır taşınmaz bütün mal varlığını millete ve devlete bağışladığını duyurmuştu. Bu tüm gazetelere yansımıştı.

MAKBULE HANIM’A AYDA 1000 LİRA VE KÜÇÜK KÖŞKTE OTURMA HAKKI
Bu süreçte hastalığının farkında olan Mustafa Kemal Atatürk; ölümünden kısa bir süre önce de vasiyetini hazırlatmış ve Makbule Hanım’a “yaşamını onurlu olarak sürdürmek” şartıyla İş Bankası’ndaki payının yıllık gelirlerinden ayda 1000 lira ödenmesini ve hayatta olduğu sürece de Çankaya’daki küçük köşkte oturabileceğini vasiyet etmişti.

OCAK 1937’DE BİRLİKTE DOLMABAHÇE SARAYI’NA YERLEŞTİLER
Makbule Hanım bu dönemde Atatürk ile hükümetin başındaki İsmet İnönü arasında “daha ziyade arkadaşlarının da tutumlarıyla” oluşan gerginlikte de uzlaştırıcı olmaya çalışmıştı ve Atatürk’ün sürekli yanındaydı. Mustafa Kemal Paşa, Ankara’nın sert havasından rahatsız olan Makbule Hanım’ın isteği üzerine 1937 yılının ocak ayında onunla birlikte İstanbul’a gidip Dolmabahçe Sarayı’na yerleşmişti. Orada Makbule Hanım’la daha yakınlaşmışlardı.

1947’DE “ATADAN” SOYADINI KULLANMAYA BAŞLADI
Makbule Boysan, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği ekonomik sıkıntı nedeniyle kendisine bağışlanmış olan bazı bağ evlerini satmak zorunda kalmıştı. Özellikle Ankara Ayrancı’da Kavaklıbağ ve Eğridir gölündeki Can Adası’nı satmış ve hatta vasiyet gereği İş Bankası’ndan kendisine verilmesi gereken 1000 liranın da yükseltilmesi için yargıya başvurmuştu. Bu süreçte davalarla uğraşmak zorunda kalan Makbule Hanım, 1938 yılında Atatürk hayatını kaybettiğinde ve 1944 yılındaki bir tapu kaydında hala Boysan soyadını kullanmaktaydı. Makbule Hanım, 1946 yılında eşinden ayrılmıştı. Nitekim 1947 yılındaki bir mektubunda Atatürk’ten yadigâr anlamına gelen “Atadan” soyadını kullanmaya başlamıştı.

18 OCAK 1956’DA 71 YAŞINDA VEFAT ETTİ
Makbule Boysan, Atatürk’ün hayatını kaybettikten sonra da İstanbul’da kaldı. Ancak özellikle 1950 sonrası sağlığı bozulunca Temmuz 1954’te Ankara’ya geri geldi. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın ilgilenmesiyle gereken tedaviler yapılınca biraz iyileşmesi üzerine yeniden İstanbul’a döndü. Kanser hastalığı ilerleyince Ankara’ya gelen Makbule Atadan, dokuz ay tedavi gördü. Buna rağmen amansız hastalığın pençesinden kurtulamadı. 18 Ocak 1956’da 71 yaşındayken Gülhane Askeri Hastanesi’nde vefat etti.

Makbule Atadan’a 19 Ocak 1956’da resmî bir cenaze töreni düzenlendi. Törene Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü, bakanlar, milletvekilleri, diğer resmi görevliler, askerî bando ve askerî kıtanın yanı sıra kalabalık bir halk kitlesi de katıldı.

GAZETELERE ATATÜRK’Ü ANLATTI…
Makbule Atadan, son günlerinde ağabeyine ve kendisine ait birçok belge ve eşyayı da Albay Halil Nuri Yurdakul’a vermişti. Bu nedenle çeşitli zamanlarda kendisiyle görüşülmüş ve anlattıkları kaydedilmiştir. Kendisiyle ilk görüşmeyi Selime Seden, 1947 yılında Akın Gazetesi’nde yapmıştı. 1948’de yine Selime Seden aynı gazetede bir görüşme daha yayımlanmıştı. 1950 yılında Yaşar Yula, Zafer Gazetesi’nde yeni bir görüşme yayımlanmıştı. 1953 yılında Yeni İstanbul Gazetesi’nde “Büyük Kardeşim Atatürk” başlıklı uzun bir haber yayınlanmıştı. Son olarak Gülhane Askeri Hastanesi’nde hasta yatağında gazeteci Mihri Belli’nin sorularına yanıt vermiş ve bunlar da 1955’te ölümünden kısa bir süre önce Milliyet Gazetesi’nde “Ağabeyim Mustafa Kemal” başlığıyla yayımlanmıştı.

Bizi Paylaşın
Continue Reading
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir