Connect with us

Faruk Bangir

“MAHALLENİN AŞK MEKTUPLARINI DA BEN YAZARDIM”

-Şair-Yazar Şükran Kozalı, “Doğup büyüdüğüm Denizli’de yazılarıma konu olabilecek olaylar ve yaşantılar vardı. Garip bir memlekettir Denizli. Yılda üç ürün alınan çok verimli bir toprağı vardır. Buğday, tütün, pamuk, zeytin yetişir. Akdeniz, Ege ve İç Anadolu arasında bocalamış, tıpkı bana benzeyen bir karakteri vardı Denizli’nin. Ben böylelikle yazmaya başladım.” diyor.

-Kozalı, romanını yazdığı “eğreti gelin” olayını şöyle anlatıyor: “Eğreti gelin, Ayşe Kulin’in “Benim Sevdam” kitabında geçtiği gibi ne bir hizmetçidir ne de Figaro’nun Düğünü’ndeki gibi efendiye sunulan bir kadındır, bir genç kızdır. Eğreti gelin, sadece Denizli’nin iki mahallesinde, 10 aile arasında yaşanan, kadınların kendi aralarında bulup hallettikleri bir olay.”

 

Denizli’de ipek ticareti yapan İsmail Kozalı’nın, dükkanında gördüğü Yörük kızına aşık olmasıyla başlıyor hikaye. Zeliha Kozalı, kıl çadırda doğmuş bir Yörük kızıdır. Dedesinin dükkanına gittiği bir gün İsmail Kozalı’yla karşılaşır. Bu karşılaşmayla oluşan aşk, aile büyüklerinin de rıza göstermesiyle evlilikle sonuçlanır. Beş çocuk dünyaya getirir. En küçükleri Şair ve Yazar Şükran Kozalı’dır.

Denizli’de doğan Kozalı, İzmir Buca Eğitim Fakültesi Matematik Bölümü’nü bitirir. Bu branşta öğretmenlik yayarak emekliye ayrılır. Edebiyatçılar Derneği’nin kurucu üyelerindendir. Eğreti Gelin adlı romanı Tarık Günersel tarafından sahneye uyarlanır ve Atıf Yılmaz sinema filmini çeker. Dördü şiir, üçü roman yedi kitabı yayımlanan Kozalı’yla çocukluk, eğitim, öğretmenlik ve yazarlık yıllarını konuştuk.

“MUTLU BİR AİLENİN İÇİNE DOĞDUM”
-Nasıl bir çocukluk dönemiydi sizinkisi?
Ailenin en küçüğü bendim, beş kardeştik. İki erkek kardeş ve üç kız. Denizli’nin geniş bir ailesiydik. Babam 1890 yılında doğmuş. O dönemlerde Bursa İpekçilik Okulu’nu okumuş, aynı zamanda camide imamlık da yapmış. Yeşil gözlü, uzun boylu, çok güzel elleri olan bir insandı. 1980 yılında 90 yaşındayken hayatını kaybetti. O kadar büyüktü ki, ben dedem sanırdım onu.

Şükran Kozalı, “Mutlu bir ailenin içine doğdum, çok güzel bir çocukluk yaşadım.” diyor.

Annem de çok güzel bir insandı. Ev hanımıydı, pamuklar içinde büyümüş. Babamla aralarında çok büyük bir aşk vardı, evde annemin sözü geçerdi. Mutlu bir ailenin içine doğdum, çok güzel bir çocukluk yaşadım. Babam kozanın içindeki kelebeği inceler sağlıklıları tohumluk olarak ayırırdı. Beni de beş yaşındayken mikroskobun başına oturtur, kelebeklerin sağlıklı olup olmadığını kontrol ettirirdi. Yani okuma-yazma bilmeden önce mikroskopla tanıştım.

“YAŞIM TUTMAZKEN BİLE OKULA ÇOK MERAKLIYDIM”
-Okul ve öğrencilik yıllarınızı anlatır mısınız?
Daha yaşım tutmazken bile okula çok meraklıydım, ablalarım okula giderken sürekli ağlardım. Bir gün babam elimden tutup okula götürmüş. Müdür de yaşımın küçük olmasından dolayı ancak kayıtsız devam edebileceğimi söylemiş. Böylelikle Denizli Gazi İlkokulu’nda eğitime başlamış oldum.

10 yaşında ilkokulu bitirdikten sonra Denizli Lisesi’ne devam ettim. Hayatımın en güzel dönemleri lise çağlarımdı. Çünkü o zaman yaşanan ilk aşklar vardı, kimlik kazanıyorsunuz, bunlar sizin için bir güç oluyor.

Şair-Yazar Şükran Kozalı, yazarımız Faruk Bangir’e çocukluk, eğitim, öğretmenlik ve yazarlık yıllarını anlattı.

“DENİZLİ’DEN 19 YAŞINDA AYRILDIM VE BİR DAHA GERİ DÖNMEDİM”
Üniversiteyi İstanbul’da okumak istedim, fakat küçük olduğum için ailem göndermedi. İzmir’de Buca Eğitim Fakültesi’nde Matematik Öğretmenliği’ni yatılı okudum. Denizli’den ayrıldığımda 19 yaşındaydım, bir daha da geri dönmedim. Üniversitede başımızı kaldıracak vaktimiz olmuyordu, matematik eğitimi hakikaten çok zor. Ders çalışmaktan başımı kaldıramadığım için üniversitede kendime ait, özel bir hayatım olmadı.

“ELİNE TEBEŞİR ALMADAN MATEMATİK ÖĞRETEN TEK İNSAN BEN OLMALIYIM”
-Üniversite sonrası matematik öğretmenliğine başladınız. O yılara dair neler anlatmak istersiniz?
Öğretmenlik dönemim de çok dalgalı geçti. İlk tayinim Kayseri’ye çıktı. Kayseri çok soğuk bir şehirdi. Kışın yollar kapanırdı. Kardan dolayı 6 ay boyunca şehirle bağlantımız kesik olurdu. Sonra Aydın’a geçtim; derken Ankara’da buldum kendimi. Evlendim, eşim de öğretmen olduğu için tayinimizi Eskişehir’e aldırdık. Uzun yıllar Süleyman Çakır Kız Lisesi’nde öğretmenlik yaptım. Eline tebeşir almadan matematik öğreten tek insan ben olmalıyım. Ablalarıma, abilerime de matematiği hep ben anlatırdım. Ortaokulda okuduğum dönemde abimin cebir sorularını çözerdim. Öğretmeni olduğum sınıflarımda başarı oranı çok yüksekti. Öğrencilerime matematiği sevdirmekle başladım işe, sonrası geliyor zaten. Öğrencilerim, kırdan çiçekler toplar getirirlerdi. Kapımın önüne sepetle incirler gelirdi her sabah. O kadar dolu yaşadım ki hayatımı, yaptığım her işten zevk aldım. Eskişehir’den sonra İstanbul’da bir süre müdür yardımcılığı yaptım. Daha sonra da Ankara’ya geldim ve emekli oldum.

Şükran Kozalı: “Doğup büyüdüğüm Denizli’de yazılarıma konu olabilecek olaylar ve yaşantılar vardı. Garip bir memlekettir Denizli. Yılda üç ürün alınan çok verimli bir toprağı vardır. Buğday, tütün, pamuk, zeytin yetişir. Akdeniz, Ege ve İç Anadolu arasında bocalamış, tıpkı bana benzeyen bir karakteri vardı Denizli’nin. Ben böylelikle yazmaya başladım.”

“KÜÇÜKLÜKTEN İTİBAREN SÜREKLİ ŞİİR YAZARDIM”
-Bir yanda matematik öğretmenliği, diğer yanda edebiyat. Yazarlık serüveniniz nasıl başladı?
Küçüklükten itibaren sürekli şiir yazardım, mahallenin aşk mektuplarını da ben yazardım. Bu nedenle imla kurallarını, kompozisyonu öğrendim. Bir de eşim öykü yazarıydı, onun kitaplarının hem daktilosunu hem de eleştirisini yapardım. O da bana sürekli ‘Sen çok iyi bir yazar olursun’ derdi.

Doğup büyüdüğüm Denizli’de yazılarıma konu olabilecek olaylar ve yaşantılar vardı. Garip bir memlekettir Denizli. Yılda üç ürün alınan çok verimli bir toprağı vardır. Buğday, tütün, pamuk, zeytin yetişir. Akdeniz, Ege ve İç Anadolu arasında bocalamış, tıpkı bana benzeyen bir karakteri vardı Denizli’nin. Ben böylelikle yazmaya başladım.

“EĞRETİ GELİN OLAYI SADECE DENİZLİ’DE YAŞANMIŞTIR”
-Eğreti Gelinler romanını yazmanızın arka planında çok ilginç bir hikayesi vardır sanırım…
Eğreti, bizim oranın deyimiyle “geçici gelin” demek. Aitlik kazanmamış anlamında kullanılır. Takma diş gibi bir şey. Eğreti gelin olayı sadece Denizli’de yaşanmıştır. Zengin aileler 1900’lü yılların başlarında böyle bir şey yaşamış. Annemin başından geçen bir eğreti gelin hikayesi var. Bir de amcamın eğreti gelini varmış.. Eğreti gelin, Ayşe Kulin’in “Benim Sevdam” kitabında geçtiği gibi ne bir hizmetçidir ne de Figaro’nun Düğünü’ndeki gibi efendiye sunulan bir kadındır, bir genç kızdır. Eğreti gelin, sadece Denizli’nin iki mahallesinde, 10 aile arasında yaşanan, kadınların kendi aralarında bulup hallettikleri bir olay.

“BU ROMANI YAZDIKTAN SONRA KENDİMİ ÇOK YALNIZ HİSSETTİM”
-Hafifletilmiş Bir Tutunamayan isimli romanınızın arka planında ne var?
Hafifletilmiş Bir Tutunamayan, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanına hafifçe dokunup geçmiştir. Romanda ele aldığım kahramanlarım, metnin içindeki kaygan zeminde erotik süsleme ve fantezilerle görüntüler vermeye çalışıyor. Modernist metinler kimi zaman birbirine kenetlenir, kiminde de dokunarak yeni motifler yaratmaya çalışır. Bu büyük zenginlik insanların toplum içinde kendilerini yalnız hissetmelerine yol açar. Yani sanatın yarattığı duygu ve bilinç bütünlüğü toplumla çelişir. Romanımı yazdıktan sonra kendimi çok yalnız hissettim. Bu doğru. Duygularımın yarattığı moleküllerin bir kısmı keyifle yalnızlığını ilan ederken bazıları isyanda. Kısmi miktardakiler de erotizmin özgürlüğünün daniskasını yakaladılar.

“ATATÜRK’ÜN DİLE GETİREMEDİKLERİNİ DÜŞ KURARAK İMGE DÜNYASINA TAŞIDIM”
-Biraz da Atatürk Destanı olan Derin Mavi Destan üzerine de konuşalım…
Derin Mavi Destan, Atatürk’ün evreninin kurmaca düzlemdeki ilk örneği. Onun dile getiremediklerini düş kurarak imge dünyasına taşıdım. Derin Mavi Destan, kahramanımız Âfet’in kaleminden Cumhuriyet’in ilk döneminin hüzünle yan yana akan coşkusunu anlatıyor. Lapis lazuli, lacivert gibi renk varlıklardan oluşan “Mavi Renk Kolonisi” adlı gizemli bir grupla birlikte Âfet, Atatürk’ün vatan sevdasına, sanat ve toplum ideallerine şahitlik ederken; Büyükada’da verilen bir partide tanışıp, hayran olduğu rivayet edilen Hermine’yle yaşadığı hayali aşkın izlerinden de, Atatürk’ün sevgi dolu yüreğine ve derin yalnızlığına ulaşır.

“KADINLAR, TOPLUMUN TEMEL DİREĞİDİR”
-Kadınlarımıza hangi mesajı vermek istersiniz?
Kadınlar, toplumun temel direğidir. Kadınlarımız Atatürk’ün izinden ayrılmadan ve özgürlüklerinden taviz vermeden kendi yollarını çizmeliler.

 

ŞÜKRAN KOZALI KİMDİR?

Şükran Kozalı, Denizli’de doğdu. Lisans eğitimini İzmir Buca Eğitim Fakültesi Matematik Bölümü’nde bitirdi. Yirmi yıl öğretmenlik yaptıktan sonra edebî eserlere yoğunluk vermek üzere emekliye ayrıldı. 22 Mart 1996’de İstanbul’da Lale Müldür, Günseli İnal, Talat Halman, Mehmet H. Doğan, Tarık Günersel ve Mazhar Candan gibi şairlerin bir araya gelerek oluşturdukları “Şiir Uzayı Laboratuvarı”nın Ankara temsilcisi seçildi. Bu toplantının kararlarından olan 21 Mart’ın “Dünya Şiir Günü” olarak belirlenmesinde etkin rol aldı.

Edebiyatçılar Derneği’nin kurucucuları arasında yer alan Kozalı, 8 Mart 2002’deki Dünya Kadınlar Günü’nde, Berlin Üniversiteli Kadınlar Derneği’nce konuşmacı olarak devat edildi.

PEN Yazarlar Derneği’nin üyesi Kozalı, Eskişehir Çağdaş Gazeteciler Derneği’den 2008 Edebiyat Onur Ödülü’nü aldı.

Şiir ve roman türünde kitapları olan Kozalı, çalışmalarını Ankara’da sürdürüyor. Gece Çıkmaz Sokak adlı şiiri Gürhan Uçkan tarafından İsveç diline çevrildi. Eğreti Gelin adlı romanı Tarık Günersel tarafından sahneye; Atıf Yılmaz ve Zaim Güvenç tarafından da sinemaya uyarlanınca okuyucu kitlesinde ciddi bir artış meydana geldi. Aynı eser Bulgarca ve Arnavutça’ya çevrildi.

Kozalı, şiir kitaplarının ve romanlarının yanı sıra Varlık, Evrensel Kültür, Damar, Yazıt, Şiir Odası Dergisi, İnsancıl Dergisi ve Kavram Kargaşa gibi dergilerde Türk edebiyatı ile ilgili çeşitli yazılar kaleme aldı.

Şiirlerindeki güçlü betimlemelerle aşkı, özlemi, savaşı ve doğayı anlatan Kozalı, kullandığı mekan adlarıyla şiiri bir tasvir şenliğine dönüştürdü. Matematik lisans eğitiminin etkisinin hissedildiği şiirleri, metafor zengini olarak okuyucuların dikkatini çekmektedir.

Denemelerinde matematiği ve edebiyatı harmanladığı gözlemlenir. Romanlarında gerçek hayatı ve özellikle Denizli’nin kültürel belleğini yansıtması yazarı güçlü kılan özelliğidir. Kurguladığı romanlardaki kahramanlara, olaylara, mekanlara gerçek hayatta rastlanılabileceğinden görsel aktarılarak sinema filmlerine aktarılmıştır. Ne Şeker Şeysin Sen Matematik adını verdiği çocuk kitabıyla öğretme ve yazma sürecini devam ettiren Şükran Kozalı, matematiğin büyülü, sevgi dolu, şaşkınlık verici doğa güzelliklerine keşif yolculuklarını anlatmıştır.

Kozalı son olarak Hafifletilmiş Bir Tutunamayan ve Derin Mavi Destan isimli kitaplarını okuyucuyla buluşturdu.

Bizi Paylaşın
Continue Reading
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir