Connect with us

Gezi & Mekan

KÜBA HALA ESKİ KÜBA’YKEN…


Barok kilise kuleleri, koloni döneminden ihtişamlı binaları, 1950’li yıllardan nostaljik ve rengarenk Amerikan arabaları, Arnavut kaldırımı sokakları, kırmızı çatılı rengarenk evleri, demir parmaklıklı ve geniş tahta çerçeveli pencereleri, ellerinden puro eksik olmayan güler yüzlü ve sıcakkanlı insanlarıyla kendi başına bir dünya…

 

 

Eşimle birlikte “iyi ki gitmişiz” dediğimiz, her anını doya doya içimize sindirdiğimiz bir maceraydı Küba’da olmak… Son birkaç aydır Amerikalı dostlarımızdan ve Küba’yı daha önce turistik olarak ziyaret etmiş yakınlarımızdan sıklıkla duyduğumuz bir cümleydi “eski Küba son günlerini yaşıyor, kapılarını dünyaya açmadan biran önce muhakkak keşfedin!”.
Sosyalizm denince ilk akla gelen ülke Küba, Küba Devrimi denince ilk akla gelen isimler Fidel Castro (Fidel Alejandro Castro Ruz) ve Che Guevara (Ernesto Che Guevara) olunca; seyahatimizi bilhassa 1 Mayıs’a denk getirdik.

1 MİLYON KİŞİ KOL KOLA YÜRÜDÜ
Yeni günün ilk saatlerinde, ana törenin yapılacağı Plaza de la Revolucion’a (Devrim Meydanı) açılan Malecon Bulvarı’nda hummalı tören çalışmaları devam ederken; insanlar da küçük gruplar halinde eş zamanlı toplanmaya başladılar. Hava aydınlanmaya başladığında ise iğne atsan yere düşmeyecek şekilde binlerce insan Malecon Bulvarı’nı, buraya açılan sokakları, kaldırımları çoktan doldurmuştu. Ellerde sadece Küba bayrakları değil; bizim gibi “1 Mayıs” coşkusunu Küba’da yaşama arzusuyla yanıp tutuşan her milletten turistlerin bayrakları da vardı. 1 milyon civarında olduğu söylenen kişiyle kol kola, dillerde Küba marşları, havanın sıcaklığına aldırış etmeden bayrakları coşku ile sallayarak; hatıralarımızda hep tazeliğini koruyacak bu muhteşem kutlama yürüyüşüne katıldık. Öğrencilerden oluşan büyük bir koronun söylediği marşlar yürüyüş boyunca bize eşlik etti.

SAMİMİ BİR İNSAN SEVGİSİ…
Kübalıların samimi bir insan sevgisine ve saygısına sahipler. Seyahatimizin ilk günündeki coşkulu “1 Mayıs” yürüyüşünde bunu çok net algıladık. Elbette turist olduğumuz için bize baktılar ama bu bakış dik dik değildi; bir samimiyet ve sıcaklığı barındırıyordu. Hangi ülkeden geldiğimizi öğrenince yüzlerde beliren kocaman gülümseme ve “Turkiaaaaa” sevinç çığlıkları ile alkışlandık.
Rom, puro ve kadınlar… Karayipler’in en büyük adası Küba; barok kilise kuleleri, koloni döneminden kalma ihtişamlı binaları, 1950’li yıllardan kalma nostaljik ve rengarenk Amerikan arabaları, Arnavut kaldırımı sokakları, kırmızı çatılı rengarenk evleri, demir parmaklıklı ve geniş tahta çerçeveli pencereleri, ellerinden puro eksik olmayan güler yüzlü ve sıcakkanlı insanlarıyla kendi başına bir dünya…

ADETA ZAMANDA DONMUŞ BİR ÜLKE
Küba, 1959 yılında Batista (Fulgencio Batista y Zaldívar) askeri diktatörlüğüne karşı gerçekleştirilen devrimle birlikte zamanda donmuş bir ülke. Kısaca tarihe göz atarsak; Komutan Che Guevara önderliğinde sosyalist ve eşitlikçi ruhunun tetiklediği ve izleri tüm dünyaya yayılan Castro Devrimi’ni takiben varlıklı Kübalılar ve Amerikalılar başta olmak üzere yabancılar ülkeyi terk etmiş ve Küba tüm dünyaya kapılarını kapatmış. ABD’nin ambargosu ilk kez 1960’ta Küba’dan aldığı şekere sınırlama getirmesiyle başlamış. O dönemin diğer gücü Sovyetler Birliği, ABD’nin bu kararına, Küba’dan bu şekeri satın alacağını beyan ederek karşılık vermiş. 1961 yılında ABD ile Küba arasındaki diplomatik ilişkiler durmuş, 1962 yılında ambargonun sıkılaştırılmasıyla ABD Küba’ya seyahat yasağı koymuş. Sovyetler Birliği’nin varlığında bu abluka, Küba’yı sınırlı oranda etkilemiş ve fakat Sovyetlerin Aralık 1991’de dağılmasının ardından daha da güçlenmiş.

ABD AMBARGOSU VE ZOR YILLAR
1992’de ABD Kongresi’nce kabul edilen Küba Demokrasisi Yasası (Torricelli Yasası); Küba’da rejimin değişmesi gerektiğine ve ABD’nin bunun için elinden geleni yapacağına işaret ediyordu. Bu yasa, Küba’yla ticari ilişki halindeki tüm ülkelere ABD yardımlarının kesilmesini ve bu ilişkide kullanılan gemilerin 180 gün boyunca hiçbir ABD limanına yanaşamamasını öngörmekteydi. Dolayısıyla tüm dünya ülkeleri Küba’yla ticaretini sonlandırma, Küba da kendi kabuğuna çekilme noktasına getirilmişti. Kısacası; 1992’den beri Küba derin bir yalnızlık içinde, kısıtlı ürün ve imkanlarla kendi kendine yetebilme ve halkına eşitlikçi, mutlu, huzurlu ve keyifli bir yaşam sunma gayretinde.

HER ŞEY DEVLETE AİT
Küba’da her şey devlete ait. Halkın ev sahibi olamıyor ya da belirli bir modelin üstünde araba alamıyor. Ekmek, pirinç, yumurta, sabun, çocuklar için süt, yoğurt gibi temel ihtiyaçlar karneyle veriliyor. Çoğu Kübalı işsiz. Ortalama ücret 20 Euro. Üst gelir grubundan doktor maaşı ise 40 Euro. Ancak yine de halk fakirlikten şikayetçi görünmüyor. Ana geçim kaynağı şeker kamışı ve puro. Tüm otellerin, kafelerin ve restoranların devlete ait olması şaşırtıcı. Sadece Varadero bölgesindeki tatil köylerinin çoğunu İspanyollar işletiyor. Turist otobüsleri de devletin ve tek tip. Turizm faaliyetleri memur ciddiyetinde. Fakat hayatın gerçek günlük akışında rahat tavırlar dikkati çekmekte.

TURİSTLER İÇİN HİÇ DE UCUZ DEĞİL
Kesinlikle vurgulamalıyım ki, sanılanın aksine Küba turistler için hiç de ucuz değil. Çünkü iki çeşit para biriminin kullanılıyor. Birincisi para CUP (yerel peso), diğeri ise turistlerin kullandığı CUC (turistik peso). 1 CUC aşağı yukarı 1 Euro’ya eşit. 1 CUC ayrıca yerel vatandaşın kullandığı CUP’un (yerel peso) 24 katı. Yerel halk için 1 CUC (turistik peso) çok büyük bir para. Ortalama bir maaşın 20 Euro (yani 20 CUC yani 480 CUP) olduğu dikkate alınırsa; 1-2 CUC bahşiş dahi aylık maaşlara çok ciddi bir katkı sağlıyor. Neredeyse bir aylık maaşlarını, belki de daha fazlasını turist bahşişlerinden kazanmak mümkün. Öte yandan kredi kartı kullanımı çok sınırlı ve turistlere Euro kullanması tavsiye edilmekte.

İzlenimimize göre bu ülkede sabun ve tuvalet kağıdı/peçetenin çok limitli ve dolayısı ile çok kıymetli. Su için de durum aynı sayılır. Oteller hariç tuvalet musluklarından sicim gibi su akıyor. Bir pet içme suyu 2 CUC = 2 Euro = 6 TL. Giderken mutlaka yanınızda sıvı sabun, bolca ıslak ve kuru mendil götürebilirsiniz. Öyle ki, bir Kübalıya sabun hediye ettiğinizde çok büyük bir takdir ve şükran duygusu ile karşılanıyorsunuz.

EĞİTİME ÇOK ÖNEM VERİLİYOR
Küba’da geleceğin garantisi çocuklara ve dolayısıyla eğitime çok ama çok büyük önem veriliyor. Öğrenciler her daim jilet gibi bir örnek üniformaları ile pırıl pırıl dolaşıyorlar. Aileler devlet garantisi altında çocuklarının iyi bir eğitim alacağından, isterse üniversite okuyacağından (ya da meslek lisesine devam edebilir), mezun olunca ekmeğini kazanacağı bir işi olacağından, oturacak bir evi olacağından emin. Çocukların temel tüketim ihtiyaçlarının başında gelen süt, yoğurt ve yumurta günlük bazda ailedeki çocuk sayısına göre karne ile devlet tarafından veriliyor. Devlet ayrıca okul yaşındaki çocukların eğitim ve sağlık giderlerini de karşılıyor. Küba’da çocuklar işte bu yüzden o kadar güzeller ve gülüşleri o kadar pırıl pırıl ışıldıyorlar ki… Birkaç boya kalemi, resim defteri, kalem, silgi, saç tokası ya da sabun hediye etme jestiyle çocukların fotoğraflarını çekmek üzere ebeveynlerinden izin almak mümkün. Küba’nın genelinde huzur ve güler yüz hakim. Kübalılar yapılan bir jesti samimiyetle karşılıksız bırakmamaya özen gösteriyorlar.

KADINLAR ÇOK RENKLİ VE SÜSLÜ

Küba’da dikkat çeken bir diğer özellik bilhassa kadınların çok renkli, çok süslü ve vücutlarını rahatlıkla sergiler şekilde giyinmeleri. Bu rahatlık çok hoşumuza gidiyor, keza kadınlar Küba’da çok önemli. Kadına bırakın bir erkeğin şiddet göstermesi; sesini yükseltmesi dahi polise intikal ederek ceza alma ile neticelenebiliyor. Katı kuralların ve sıkı cezai yaptırımların uygulandığı Küba’da suç oranı neredeyse yüzde sıfır!

Barok mimarideki rengârenk binalar bakımsızlık ve nemden dökülüyor. Binalarda cam yerine demir parmaklıklar ve tahta kepenkler var. Evlerin sokağa açılan ön bölümleri ticarethane. Çoğu zaman bir perde yaşam alanı ile ticaret alanı ayrıştırılıyor.

KÜBA YEMEKLERİ LEZZETLİ
Küba mutfağı zengin değil ama lezzetli. Yerli halkın en çok tükettiği lezzetler avokado, tatlı-tuzlu muz kızartması, kara tavuk, siyah fasulye, pirinç haşlaması ve tatlı patates. Buna şeker kamışı yemek ve şeker kamışı suyu (guarapo) içmeyi de ilave etmek gerekir keza Küba’da şeker kamışı üretimi oldukça yüksek. Turistler için ise şık bir akşam yemeğinde deniz mahsullerinin (bilhassa ıstakoz ve balık) keyfini sürmek Küba ziyaretinin olmazsa olmazlarından biri kesinlikle.

EN POPÜLER ŞEHİRLERİ
Küba’nın en popüler şehirleri asıl ismi “La Habana” olan başkent Havana, Cienfuegos, Trinidad, Santa Clara ve Varadero. İspanyol mimarisinin etkileyici örneklerine sahip, 50’li yılların Amerikan arabalarının sıkça görülebildiği eski Havana’da ziyaret edilebilecek önemli turistik noktalar; UNESCO’nun koruması altında olan Barok tarzı binalar ile ünlü sokaklar, efsanevi lider Fidel Castro’nun saatlerce süren nutuklarını okuduğu Plaza de La Revolucion (Devrim Meydanı), Museo de la Revolucion’u (Devrim Müzesi) devrim öncesi Amerikan etkisini gösteren Washington’daki Capitol’den esinlenerek yapılmış Capitolio Nacional, Plaza de la Catedral (Katedral Meydanı), Plaza de Armas (Armas Meydanı), Morro Kalesi, Colomb Mezarlığı, Miramar, Prado Caddesi, Kübalıların sabahlara kadar oturup sohbet ettiği Malecon Sahil Şeridi, Ernest Hemingway’in gittiği barlar sokağı, Küba’nın gerçek romu olan El Museo del Ron Havana Club (Havana Club Rom Müzesi), Küba’nın en büyük el sanatları çarşısı olan Mercado de San Jose…

HAVANA AÇIK HAVA MÜZESİ GİBİ
Bütün bu tarihi yerleri bir kenara bırakırsak; hemen her yerde çalan Latin ezgileri, bitmek bilmeyen dans gösterileri, günümüze kadar korunmuş etkileyici sokaklarından geçen eski model arabalar Havana’yı bir açık hava müzesine dönüştürmeye yetiyor. Dans ve müzik halkın günlük hayatının vazgeçilmez bir parçası. Havana’da müzik ve dans denince akla gelen ilk gelen isim muhakkak ki Buena Vista Social Club. Buena Vista Social Club üyeleri ile birlikte çalmış Kübalı sanatçıların canlı ritmleri ve salsa dansları eşliğinde, Plaza de Vieja’daki Cafe Taberna’da aldığımız akşam yemeği bize unutulmaz bir gece yaşattırdı.

Plaza de La Revolucion (Devrim Meydanı) geçmişte protestoların, eylemlerin yaşandığı ana bölge olma özelliğini taşıyor. Günümüzde ise bu meydan büyük törenlerin gerçekleştirildiği ana buluşma yeri. İspanyollar ile girdiği çatışmada hayatını kaybeden Jose Marti’nin heykeli ve Che’nin demirden rölyefini dış cephesinde taşıyan İçişleri Bakanlığı binası da bu koca meydanda yer alıyor.

Museo de la Revolucion’u (Devrim Müzesi) ziyaret ederken Küba’nın tarih sahnesinde devrim sürecinde geçirdiği değişimi çok daha net anlayabildik. İnsanların eşit haklara sahip bir dünyada yaşamaları için verilen çok zorlu ve bir o kadar da kanlı mücadeleyi fotoğraflar ve dokümanlar eşliğinde hissedebildik.

Capitolio Nacional devrim öncesi dönemde Küba Kongre Merkezi olarak hizmet veren bina, şimdi kütüphane olarak kullanılıyor.

Plaza de Armas (Armas Meydanı) Havana’nın en eski ve en popüler meydanı. Bu meydanda El Templete (Eski Tapınak), Havana Kent Müzesi, Castillo de la Real Fuerza (Eski Kale), Museo del Automovil (Otomobil Müzesi) yer alıyor.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK HEYKELİ

Malecon gençlerin eğlendiği, yürüyüş yaptıkları 8 km boyunca uzanan sahil şeridi. Yol üzerinde Plaza de Armas’a yakın bir yerde Mustafa Kemal Atatürk’ün heykeli yer alıyor. Bu heykelin önünde şanlı Türk bayrağımızı açarak göğsümüz gere gere fotoğraf çektirmek bizim için unutulmaz bir anı oldu gerçekten. Küba ve Türkiye arasındaki olumlu ilişkiler çerçevesinde; her geçen gün daha fazla sayıda Türk’ün Küba’yı ziyarete gelmesi; Kübalıların Türklere karşı duyduğu sempatinin de artmasına vesile olmuş görünüyor. Nereli olduğumuzu soran Kübalılara Türk olduğumuzu söyleyince yüzlerinde beliren gülümsemenin bunun işareti olduğunu hissine kapılmamak elde değil.

Calle Obispo, Plaza de Armas bölgesinin çok popüler bir caddesi. Bu cadde üzerinde Hemingway’in “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” ve “Silahlara Veda” eserlerini yazdığı Hotel Ambos Mundos da bulunuyor.

Miramar, devrim öncesinde varlıklı Amerikalıların ve Kübalıların yaşadığı rezidansların ve malikanelerin yer aldığı Havana’nın en gelişmiş ve zengin bölgesi. Bütün konsoloslukların, iyi otel ve restoranların bu bölgede bulunmasının etkisi büyük.

Amerikalı yazar Hemingway’in bronzdan gerçek boyut bir kopyasının bara dayanmış gelenleri karşıladığı, favori mekanı “Daiquiri’nin beşiği” El Floridita bar/restoranında bir daiquiri eşliğinde soluklanmanızı ve ruhunuzu canlı performans latin müziğin kollarına bırakmanızı hararetle tavsiye ederim. Küba’ya gitmişken muhakkak lezzetine varmanızı önereceğim Küba kökenli diğer kokteyller ise pina colada, mojito ve Cuba libre. Tüm bu kokteyllerde rom olarak hemen her yerde Havana Club markası kullanılmakta. Ayrıca yerel biraları Bucanero da gayet lezzetli.

DENİZ VE GÜNEŞ KEYFİ İÇİN VARADERO

Varadero deniz ve güneşin keyfini çıkarmak için ideal bir sayfiye şehri. Antalya’yı andırdı bize. Burada Marina Gaviota’dan katamaranlara binerek Karayip Denizi’nde mercan resiflerine doğru kulaklarımızda latin ezgileri eşliğinde harika bir yolculuk yaptıktan sonra şnorkel ile gerçekleştirdiğimiz dalışta karşılaştığımız rengarenk balıklar, çok farklı mercan ve yosun cinsleri bizi çok etkiledi. Açık denizde Rancho Cangrejo’yu ziyaret ederek yunuslar ile birlikte yüzerek yıllarca unutamayacağımız bir deneyim edindik. Cayo Blanco’da (Beyaz Ada) deniz mahsullerinden oluşan açık büfe öğle yemeği ise tek kelime ile şaheserdi.
Varadero – Trinidad arasında yol alırken; 1819 yılında Fransız yerleşimciler tarafından kurulan ve 2005 yılında UNESCO tarafından koruma altına alınmış çok güzel bir şehir olan Cienfuegos’da Jose Marti Parkı çevresindeki Tomas Terry Tiyatrosu muhakkak gezilmesi gerekli bir yer. Herşeyiyle orijinal olarak korunmuş. Cienfuegos şehrini gezerken UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Cienfuegos Tarihi Merkezi, Valle Sarayı, Prado Promenade ve Malecon Bulvarı’nda bol bol fotroğraf çekme fırsatımız oldu. Ara sokaklara dizilmiş standlarda sanatçıların el emeği olan rengarenk yağlı boya tablolar, tahtadan oyma süs eşyaları ve meyve-sebzelerin rengarenk çekirdeklerinden yapılmış takılar insanı hemen cezbediyor. Bu hediyelik eşyaları çok makul fiyatlara satın alabilmek mümkün.

EN İYİ KORUNMUŞ ŞEHİR TRİNİDAD
18 ve 19’uncu yüzyıllar arasında şeker üretimiyle zenginleşen, Koloniyal dönem mimarisi örnekleriyle dünya üzerinde en iyi korunmuş şehir olarak UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınan Trinidad’ın sokaklarında yürürken eski zamanlara yolculuk yaptığımızı hissettik. Trinidad’a has limon suyu, bal ve Küba romunun karışımı olan Canchancharalarımızı (La Canchanchara Bar) yudumlayarak bir yandan serinlerken; bir yandan da Küba’da popüler olan tahta el oymacılığının güzel örneklerinden satın almayı da ihmal etmedik.

SANTA CLARA’DA CHE GUEVARA İZLERİ

Küba Devrimi’nin en önemli cephesi olarak kabul edilen, en çetin savaşlara sahne olan ve Komutan Che Guevara’yı efsaneleştiren Santa Clara şehrinde; Che Guevara tarafından ele geçirilen ve Batista ordularının neredeyse tüm cephanesini taşıyan Zırhlı Tren Müzesi devrimi yakinen hissetmek ve o günleri yaşamak için muhakkak ziyaret edilmesi gereken bir tarih noktası. Küçük bir gerilla grubunun başında iken; 9 Ekim 1967’de Bolivya’da yaralı olarak yakalanıp infaz edilen Che Guevara’nın cesedinin 30 yıl sonra defnedildiği Che Guevara Mozolesi ile Che’nin ünlü veda mektubunun çivi yazısı ile yazıldığı ve 37 arkadaşı ile birlikte ebedi istirahatininde bulunduğu Anıt Mezar büyük bir ihtişam ile ziyaretçilerini yine bu şehirde karşılıyor.

TÜTÜNÜYLE MEŞHUR VİNALES VADİSİ

Küba’nın en güzel bölgelerinden biri olan ve meşhur Küba purolarının yapıldığı Pınar Del Rio’ya (Küba’nın 16 yönetim biriminden bir tanesi) bağlı Vinales Vadisi’nde Küba tütününün yetiştirildiği tütün tarlalarını ve çiftliklerini ziyaret etmek mümkün. Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan verimli topraklara sahip Vinales Vadisi’ne gelince tütün çiftliklerini ziyaret etmeden önce yol üzerinde Los Jazmines Tepesi’nde bulunan Parque Nacional Vinales isimli merkeze uğrayarak bilgi almanızı tavsiye ederim. Tipik Küba köylülerinin yaşadığı Vinales Vadisi yeşilin her tonunu cömertçe sergileyen muazzam bir ihtişama sahip olmanın yanısıra en iyi Küba tütünlerinin üretildiği yer olma özelliğine sahip. Burada yüzlerce yıl öncesine ait geleneksel tarım metodları kullanılarak tütünün yanı sıra birçok meyve ve sebzenin üretimi de yapılıyor. Bu vadideki evlerde elektrik ya da günümüz teknolojisine ait herhangi bir alet bulunmuyor. Çiftliklerde tütün yapraklarının nasıl yetiştirildiğini, nasıl kururulduğunu ve tütün yapraklarından el sarımı Küba purolarının nasıl yapıldığını görebilir, rom ve koyu kahve eşliğinde puro içimini test edebilirsiniz.

Vinales Vadisi’nde ayrıca Cueva del Indio mağarası bulunuyor. Bu mağaranın muhteşem manzarasına sandal ile yaptığımız ufak bir gezintide hayran olduk ve mağaranın bitiminde kendimizi bir yeşillik pınarının içerisinde bulduk. Küba seyahatimizde en keyif aldığımız anlardan biriydi.
Ayrıca Vinales kasabası merkezinden yaklaşık 4 km uzaklıkta yer alan el Mural de la Prehistoria adıyla bilinen, 1961 yılında Leovigildo Gonzalez tarafından vadinin kenarında sarp bir kayanın üzerine çizilmiş çalışma; insan yapımı en büyük yağlı boya tablo olarak kabul ediliyor. Evrim teorisini anlatan bu devasa eser 120 metre yükseklik ve 180 metre genişliğe sahip.

Kısa kısa bilgiler paylaşarak gözlem ve deneyimlerimizi paylaşmaya çalıştığım Küba seyahatimiz bizi pek çok açıdan derinden etkiledi…

ABD Başkanı Obama’nın Nisan 2016’da gerçekleştirdiği Küba ziyareti ve 1959 yılındaki devrimden sonra 2 Mayıs 2016’da ülkeye ilk defa dev bir Amerikan yolcu gemisinin gelmesi; yakında eski Küba’nın kapılarını tekrar dünyaya açacağının birer işareti. Bu değişim Küba’ya ne kadar ve ondan ne götürür şimdiden az çok öngörebilmek mümkün. Zaman ise bize zaten herşeyi tüm açıklığı ile gösterecek. Beklenen bu değişimden önce Küba’yı halen “Küba iken” ziyaret edebildiğimiz için gerçekten çok mutluyuz.

Son söz : KÜBA SEN ÇOK YAŞA!

Bizi Paylaşın
Continue Reading
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir